Ana içeriğe geç

Neden öğrendiğimiz şeyleri unutuyoruz

Bir dil kursuna gittiğini düşün. Birkaç ay boyunca her hafta yeni kelimeler öğrendin, cümleler kurdun, kendini oldukça iyi hissettin. Sonra kurs bitti. Altı ay sonra aynı kelime listesine baktığında, çoğunu tanıdık bulsan da gerçekten "biliyorum" diyebildiğin kelime sayısı üzücü derecede az.

Ya da: bir sınav için bir geceyi tamamen ders çalışmaya adadın, sınavdan 90 aldın, iki hafta sonra aynı konuyu sorsalar muhtemelen zorlanırdın. Ya da yıllar önce okuduğun, o zaman çok sevdiğini hatırladığın bir kitabın içeriğinden bugün neredeyse hiçbir şey anlatamıyorsun.

Bunların hepsi tanıdık geliyorsa, yalnız değilsin. Bu bir başarısızlık değil, beynin tamamen normal bir davranışı.

Unutmak bir hata değil, bir tasarım

Beynin sürekli bilgiyle bombalanıyor: gördüğün her şey, duyduğun her ses, okuduğun her cümle. Bunların hepsini süresiz saklamaya çalışsaydı, önemli olanla önemsiz olanı ayırt edemezdi. Unutmak, aslında beynin "bu bilgiye tekrar ihtiyacın olmadı, o zaman öncelikli tutmayayım" demesinin bir yolu.

Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Hermann Ebbinghaus adında bir psikolog, kendi üzerinde yaptığı deneylerle bunu ölçmeye çalıştı: anlamsız hece listeleri ezberledi, sonra zaman içinde ne kadarını hatırlayabildiğini kaydetti. Ortaya çıkan eğri kabaca şöyle: öğrendikten hemen sonra unutma çok hızlı başlıyor, ilk gün içinde bilginin büyük kısmı zaten "bulanıklaşıyor", sonra bu hız giderek yavaşlıyor. Yani en çok kaybı ilk saatlerde ve günlerde yaşıyorsun, tam da hiçbir şey yapmadığın zaman.

Bunu bilmek can sıkıcı gelebilir. Ama aslında iyi haber de burada saklı: unutma rastgele değil, öngörülebilir bir eğri izliyor. Ve bir şey öngörülebilirse, ona karşı bir strateji kurabilirsin.

Peki unutmayı engelleyemiyorsak, ne yapabiliriz?

Cevap "unutmayı tamamen durdurmak" değil, çünkü bu mümkün değil. Cevap, unutmanın olacağı anı bilerek, tam o ana denk gelecek şekilde tekrar etmek. Bunun neden işe yaradığını ve nasıl uygulanacağını bir sonraki sayfada anlatıyoruz.